2 Şubat 2012 Perşembe

YERALTINDAN NOTLAR


KÜNYE

Orijinal Adı : Zapiski iz Podpolya 
Yazar : Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Orijinal Dili : Rusça
Çevirmen : Nihal Yalaza Taluy
Yayınevi : Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları            











Günlerdir bilgisayarın başında bu kitabı anlatabilmek için -tanıtmak mı, haşa; Dostoyevski’nin benim tanıtımıma ihtiyacı yok- oturup duruyorum, yazıp yazıp siliyor ardından baştan başlıyorum… Normalde bir kitaptan bahsederken biraz olay örgüsü, biraz karakter analizi, az biraz da yazar ve çeviri bilgisi ile kotarabilirsiniz bu işi, öyle pek de zor bir şey değildir. Ama büyük yazarlar için bu formül işlemiyor çünkü büyük yazar olmalarının bir anlamı var. Onları “büyük” yapan şey her ne ise elinizi ayağınızı bağlıyor sanki, hangi pasajı alsanız bir diğer kısmı eksik kalmış gibi hissediyorsunuz. Adeta özetleyemiyorsunuz kitabı çünkü ancak bir bütün halinde bir anlam taşıyor o kitap, ancak bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor ki aksi halde yakıştıramıyorsunuz yazdığınız hiçbir yazıyı o esere. 

İşte, Yeraltından Notlar da aynen böyle anlatılması –özetlenmesi- zor bir kitap. Tek bir olay/durum anlatmayan, bir adamın hayata karşı duruşu, olayları herkesten farklı algılayış şekli ve bu derin algılamanın onu sürüklediği doğal sonuçlara dair boyutu küçük ama etkisi büyük bir kitap.

“Ben hasta bir adamım. Kötü bir adamım… Suratsız bir adamım ben.” diye başlar Dostoyevski 1864'te yazdığı bu romana ve bütün kitap boyunca bu –kendi deyimiyle- hasta, suratsız ve kötü adamın içsel tartışmalarına, neden bile bile kendini uçuruma sürüklediğine, hayatta neden kaybettiğine dair çarpıcı saptamalarını okutur size.
Fyodor Dostoyevski

Dostoyevski daha kitabın ilk sayfasında bir dipnot olarak verir yapmak istediğini, üzerine pek söz söylemeye gerek yok aslında:

“Gerek “Notlar” yazarının, gerek “Notlar”ın tamamen hayal mahsulü olduğu şüphesizdir. Bununla beraber, çevremizdeki insanların üzerinde biraz düşünülürse, bu notların yazarı gibi şahısların aramızda bulunmasının yalnız mümkün değil, muhakkak olduğu anlaşılır. Ben sadece pek yakın bir zamanın sıradan bir tipini daha açık olarak kamu huzuruna çıkarmak istedim. Bu, henüz hayatta olan kuşağın tiplerinden biridir…”

Gelelim yapıta...

Kitap, Yeraltı ve Notlar diye iki ana kısımdan oluşuyor.

Yeraltı bölümünde, artık 40’lı yaşlarına gelmiş ve geçirdiği ömrün sonuna yaklaştığını düşünen –o dönemler için 60’lı yaşları görmek bile bir hayaldi- ve geriye dönüp bakınca yaşadığı (!) koca 40 senenin nasıl geçtiğini, bu süreçte neler gördüğünü tekrar tekrar zihninde canlandıran –benim deyimimle- içine kapanık, hassas ve utangaç bir adamın karakteri, fikirleri ve hayata bakış açısı anlatılır.

Bu kısımda hayattaki pek çok şeye dair bu isimsiz kahramanımızın görüşlerini bulabilirsiniz. Kimi zaman isyan eder dünyaya, kimi zaman bazı şeylerin neden öyle olduğunu açıklar size nüktedan diliyle… Tek bir tanesi anlatmak ona saygısızlık olacaktır o yüzden kesip biçmek istemiyorum ama beni en çok etkileyen yerin "fazlasıyla asil, derin düşünen ve üstün anlayışlı bir kimse” olduğunu bildiğinden hayatta kaybettiğini söylediği kısım olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

“Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.” – syf. 7

Yüzünüze gülüp arkanızdan iş çevirenleri, dedikodunuzu yapanları, “asıl amacı belli” dostlukları ve –maalesef- bunların hepsini anlamanızı, hatta sık sık içine düştüğünüz "anladığınızı gösterip yalnız kalmak mı" yoksa "anlamamazlıktan gelip sahte bir oyunda –tıpkı diğerleri gibi- piyon olmak mı" ikilemini hatırlatıyor insana... Ne de güzel söylemiş Dostoyevski diyorsunuz; her şeyi anlamak gerçek bir hastalıktır.

Neyse, biz kitaba dönelim.

“Notlar” adını verdiği ikinci kısımda ise, bu biraz arızalı, çokça utangaç adamın sözü edilen bu “talihsiz” karakter özellikleri ile nasıl bir hayata mahkum olduğuna ilişkin notları okurken buluyorsunuz kendinizi. Birtakım erdemlere sahip, utangaç, içine kapanık ve hassas bir bünyenin hayatta nelerle karşılaşacağını, nerede nasıl davranacağını çok güzel örnekliyor Dostoyevski. Gerçi bunu söylememe gerek var mı onu da bilmiyorum, zira Dostoyevski’nin karakter yaratmada bir numara olduğu zaten bütün dünya tarafından kabul edilen bir gerçek.

Oğuz Atay
Özellikle bu kısmı okurken ben sık sık Oğuz Atay’ın muhteşem eseri Tutunamayanlar’ı hatırladım –hiç unutuyor muyum, onu da bilmiyorum ya-.

Atay’ın Dostoyevski’den fazlasıyla etkilendiği açık bir gerçek olmakla beraber kimilerine göre "Yeraltı Adamı" olarak nitelendirilebilecek bu isimsiz karakter –bana kalırsa- tıpkı bir Selim Işık. Atay; bu fazla hassas, utangaç, gururlu, derin düşünen, yaşadığı her şeyi kafasında tekrar tekrar kuran, hayallerinde bütün dünyaya savaş açabilecek kadar cesur ama gerçekte bir topluluk önünde bir şişeyi dahi kaldıramayacak kadar pısırık ve eninde sonunda tutunamayarak “canlı hayat”tan vazgeçip kendi “yeraltı”nda kitaplarıyla yaşayan ve hayatı  yalnızca kitaplardan öğrenen bireylerin yaşam tarzını kısaca “Selimlik” olarak niteler. Her şeyi tek kelimeyle anlatan ne de güzel bir tanımlamadır bu… İşte bizim isimsiz karakterimiz de Selimlik’i yaşar ve -doğal olarak- Selim’in karşılaştığı sıkıntıların aynılarıyla karşılaşır.

“Henüz on altı yaşında olduğum halde kabuğuma çekilmiş, onları hayretle inceliyordum; daha o zamanlar bile görüşlerinin darlığı, uğraştıkları şeylerin, oyunlarının, konuşmalarının manasızlığı beni hayrete düşürüyordu. O kadar önemli olayları fark edemedikleri, insanı etkileyen, hayrete düşüren konulara ilgisiz kaldıkları için, ister istemez onları kendimden aşağı saymaya başladım.” – syf. 72

“Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.” – syf. 139

Ayrıca, tıpkı Atay’ın Dostoyevski’den etkilenmesi gibi, Dostoyevski de kendinden bir önceki neslin önemli Rus edebiyatçılarından Gogol’dan etkilenmiş gibidir, zira kitapta Gogol’ün en önemli eseri Ölü Canlar'a sık sık atıfta bulunulur.

Yazın özelleri açısından, Yeraltından Notlar, oldukça bunalımlı ve kaotik bir yapıt olmasına rağmen, nüktedan dili sayesinde okunması kolay bir kitap. Bendeki kopyası İş Bankası Kültür Yayınları’na ait bir çeviriydi ve tek kelimeyle mü-kem-mel idi! Neredeyse kendimi orijinal dili Türkçe olan bir kitabı okuyor zannedecektim. Herkesin dediği gibi, dünya klasikleri için tek adres: İş Bankası Kültür Yayınları – Hasan Ali Yücel Serisi!

Özetle, Dostoyevski’yi bizim bildiğimiz anlamda Dostoyevski yapmaya başlayan, ardından gelecek “Suç ve Ceza” – “Budala” – “Karamazov Kardeşler” gibi dev eserlerin tohumlarını atan ilk kitaptır Yeraltından Notlar. Bu nedenle Rus edebiyatı açısından da önemli bir yere sahiptir. Kitaplarını yazarken yüzyıllar sonra bile adından bahsedileceğini tahmin ediyor muydu Dostoyevski bilmiyorum ama kitaptaki şu cümle beni okurken güldürmedi değil:

“Evet, sadece üslup meselesidir, yoksa yazdıklarımı kimse okumayacak. Bunu açıkça söyledim zaten…” – syf. 43

Sadece Dostoyevski sevenlerin değil, Oğuz Atay’ı ve dahi yeraltı edebiyatını sevenlerin de mutlaka okuması gereken bir başyapıt. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

4 yorum:

  1. Okuduğum ilk Dostoyevski kitabıdır. Ve daha önce Dostoyevski okumayanlara bu kitapla başlamalarını tavsiye ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen ben de bu kitabın başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum, zaten "Dostoyevski'yi bizim bildiğimiz anlamda Dostoyevski yapmaya başlayan ilk kitaptır" diye yazmıştım. Yorumunuz için teşekkürler :)

      Sil
  2. Bu kitabı okuduğumda Dostyevski'nin fikir dünyasına hayran kalmıştım. Özellikle şu cümlesi aklımdan hiç çıkmaz, "Bir kadının yaşadığı hayattan kurtulması için bir kurtarıcı-beyaz atlı prens beklemesi onursuzluktur" Vesselam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum, Dostoyevski çok derin düşünen ve bu düşüncelerini çok etkili ifade edebilen bir yazar.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...