13 Ağustos 2012 Pazartesi

22/11/63


KÜNYE


Orijinal Adı : 11/22/63

Yazar : Stephen King

Orijinal Dili : İngilizce

Çevirmen : Zeynep Heyzen Ateş
Yayınevi : Altın Kitaplar











“Jake? Bana gelecekle ilgili güzel bir şey söyle. Aklıma çok az şey geldi. Cep telefonları? Hayır. İntihar bombacıları? Hayır. Eriyen kutuplar? Şimdi bu konuyu açmamak en iyisi. Sırıttım. “Bir fiyatına iki tane vereceğim. Soğuk savaş bitti ve bir siyah başkan seçildi.” – syf. 665

’63 yılının güneşli bir Kasım gününde yakışıklı başkanlarını görmek için Elm Sokağı’nda toplanmış Dallaslıların sevinç nidaları nereden geldiği -49 yıl sonra bile- tam anlamıyla anlaşılamamış üç el silah sesi ile bölündü. Yakışıklı yüzü, güven veren duruşu ve güzel gülüşü ile ölüme sanki her birimizden bi’ parça daha uzak görünen Amerikan başkanı John F. Kennedy’i hedef alan kurşunlar, o gün sadece Kennedy’nin beynine değil,  Amerika’nın –hatta tüm dünyanın- kalbine saplandı sanki. Başkanın kafatasından sıçrayan beyin parçacıkları sadece Jackie Kennedy’nin Coco Chanel imzalı pembe elbisesini değil, Amerikalıların güzel bir geleceğe dair güttükleri pespembe umutları da kana buladı.


Kennedy suikasti, şüphesiz, insanlık tarihinin en trajik olaylarından bir tanesi… Üstü açık bir Limuzin’le halkının arasından güvenle geçebileceğine inanacak kadar optimist bir adamın on binlerin önünde vurulması ile başlayan ve günümüze kadar hakkında –çoğu komplo teorisi içeren- binlerce kitap yazılan suikast, bu defa ünlü yazar Stephen King’in anlatımıyla karşımıza çıkıyor.

Doğrusunu isterseniz 815 sayfalık bu devasa romanı neresinden anlatmaya başlayacağımı bilemez haldeyim zira bu kitap sadece bir tarihsel kurgu ya da bilimkurgu romanı değil, içinde tarihi de bilimkurguyu da aşk’ı da içeren çok yönlü -çok katmanlı- ince bir araştırmanın ürünü.

Ayrıntılara geçmeden önce kitabın kurgusal çerçevesinden kısaca bahsetmek gerekirse; hikayemiz, Jake Epping adlı bir edebiyat öğretmeninin -kanserden ölmek üzere olan- arkadaşı Al Templeton’ın dükkanının kilerinde bulunan ve 1958 yılına açılan bir geçitten haberdar olmasıyla başlıyor. Al, Jake’e kendisinin uzun süre bu geçidi kullandığını ve pek çok kez geçmişteki bir takım olaylar üzerinde yarattığı değişimlerin günümüzde nasıl yankı bulduğuna dair denemeler yaptığını anlatıyor ve ondan kendisinin –sağlığı nedeniyle- yarım bırakmak zorunda kaldığı bir işi bitirmesini istiyor: Kennedy suikastini durdurmak! Bu noktadan sonra kitap, ana hikayenin yanına eklenen bilim kurgu-gerilim öğeleri ve beklemedik aşk öyküsü ile dallanıp budaklanıyor.

[Kitap tek bir eksen etrafında dönmediğinden hakkını vererek incelemek için bu iç içe geçmiş olaylar zincirini birbirinden ayırarak yorumlanmaya çalışacağım.]

1. Hikayenin Oturduğu Ana Eksen: Kennedy Suikasti

Stephen King Kennedy Suikasti hakkında yazmayı aslında 1970’li yıllarda kafasına koyuyor, fakat o dönem olayın henüz çok taze olması ve üzerinden çok fazla komplo teorisi yürütülmesi nedeniyle bu fikrinden vazgeçiyor. 2011’e geldiğimizde ise, uzun yıllar önce rafa kaldırdığı bu düşünceyi tekrar ele alıyor ve sonuçta karşımıza 22/11/63 çıkıyor.

Kitabın yazımı süresince -suikast üzerine düşünen pek çok insanda olduğu gibi- King’in de aklını tek bir soru kurcalıyor: suikastçi Lee Harvey Oswald tek başına mıydı? İşin içinde -komplo teorisyenlerinin iddia ettiği gibi- FBI, CIA ya da Rusya var mıydı?

Bu minvalde, King, ‘58-‘63 yılları arasında Oswald’ın kimlerle görüştüğüne ve nerelerde kaldığına dair detaylı bir araştırma yapıyor ve edindiği tüm bu bilgileri okuyucuya zaman çizelgesine uygun olarak yavaş yavaş vermeye başlıyor. Kitap boyunca, Oswald’ın, güzel karısı Marina Oswald’dan Kennedy’den nefret eden Rus petrol zengini George de Mohrenschildt’e kadar pek çok kişiyle olan ilişkilerine ışık tutan ve onu suikaste götüren nedenleri tek tek aydınlatmaya çalışan yazar sık sık Oswald’ın açık zaafları olan zayıf kişiliğine vurgu yapıyor.

Lee Harvey Oswald
 “Lee Harvey Oswald: Doğru zamanda doğru yerde olan şöhret delisi tehlikeli bir küçük adam.”

George de Mohrenschildt
Bunun dışında inceden FBI’a ve de Oswald’ı hem Kennedy’e hem de kapitalizme karşı devamlı kışkırtan George de Mohrenschildt’e atıfta bulunan King, -tam bir politik görüş ortaya koymasa da- bu isimlerin de suikastte etkileri olabileceğine dair açık bir kapı bırakmadan edemiyor.

“Mohrenschildth, onunla oynuyordu. Onu dolduruşa getiriyordu. Buna emindim.” – syf. 532

Kitabın sonlarında her şeyi mümkün olduğunca zaman çizelgesine ve gerçeklere yakın olarak anlatmaya çalıştığının altını özellikle çizen yazar, bu açıdan Kennedy – Oswald – Mohrenschildt üçgenine dair yaptığı bu ayrıntılı çalışma ile takdiri en baştan hak ediyor zaten.

2. Bilimkurgu - Zamanda Yolculuk

Bu kitap hakkında şu ayrımı iyi yapmak lazım: Bu bir bilimkurgu romanı değil, içinde bilimkurgusal öğeler barındıran tarihsel bir kurgu.

Buradan hareketle denebilir ki, hayali karakterimiz Al Templeton’ın dükkanında bulunan ve 1958 yılına açılan “tavşan deliği” hikayesi kitabın bilimkurgu ayağının neredeyse yegane unsuru. Kitabın arka kapağında yer alan yazı okuyucuya sanki bir bilimkurgu romanı okuyacakmış hissi verse de aslında “zamanda yolculuk” sadece ana konuya –Kennedy’e- varmak için kullanılan bilimkurgusal bir öğe. Bu şekilde bakıldığında bir bilimkurgu romanından beklenecek öğelerin yer yer pasif kalması ve dahi bu kitabın zamanda yolculuk üzerine yazılmış en iyi roman olmaması anlayışla karşılanabilir diye düşünüyorum.

3. Aşk Hikayesi - Sadie ve Jake

Üzülerek söylüyorum ki, aşk hikayesi bu romanın en zayıf noktası.

Stephen King
Açıkça belli ki King, kahramanımızı 1963’te gerçekleşecek suikastin beş yıl öncesine -1958 yılına- suikaste kadar olan süreçte Oswald’ın yaşadıklarını ve kişiliğini okuyucuya etraflıca tanıtabilmek istediği için yolluyor, burası tamam. Amma velakin, ‘60-‘63 arasında Oswald’ın devamlı yer değiştirmesi ve dahi bu süreçte birkaç kez hapse girip çıkması romancıyı epey zorluyor ve buna çözüm olarak yazar zaman çizelgesindeki bu açıkları bir aşk hikayesi ile kapatma yolunu tercih ediyor. Evet, bu kurgusal taktik bana göre de oldukça zekice atılmış bir hamle ama maalesef ki King –kendisinin de bir röportajında itiraf ettiği gibi- iyi bir aşk romanı yazarı değil. Sadie ve Jack arasındaki ilişki Yeşilçam filmleriyle büyümüş bir nesil için fazlasıyla klişe ve işbu sebepten de kitabın temposunun düşmesinde çok önemli bir rol oynuyor. Bu kısım daha ilgi çekici bir hikayeyle tamamlansaymış kitaba 10 üzerinden 10 verebilirdim ama üzülerek söylüyorum ki King beklentiyi karşılayamamış.

4. Korku – Gerilim Öğeleri

Stephen King’in dünyaca ünlü olmasına neden olan korku ve gerilim kitaplarının değişmez öğeleri bu kitapta da kendisine –tabii ki- yer buluyor. Devamlı yankılanan sesler ve kim/ne olduğu bir türlü anlaşılamayan öğeler ile okuyucuyu gerilim anlamında da beslemek isteyen yazar ne yazık ki bu konuda da “ondan beklenen” başarıyı gösterememiş. Hikayeye ara ara dahil olup sonra tamamen ortadan kaybolan gerilim unsurları okuyucu üzerinde istenilen etkiyi yaratmada fazla pasifize kalıyor. Sanki yaratılmak istenen o gerilim atmosferi ana hikayenin yüzeyinde kalmış, genele bir türlü yedirilememiş gibi... Bu açıdan bakıldığında da King her şeyden bir parça katmaya çalışırken hiçbirinden tam verim alamadığı bir eser çıkarmış ortaya denebilir.

5. 1958-1963 Amerika’sı

Hakkını verelim, kitap boyunca, ’50-’60 yılları arasında Amerika’nın nasıl göründüğüne dair yapılan açıklayıcı betimlemeler şimdiye dek o döneme ait izlediğiniz filmlerden aklınızda kalanlarla birleşince kafanızda tam bir dönem tablosu oluşturuyor. Chevrolet’ler ve Cadillac’larla nostaljik araba tutkunlarına selam çakan King, bunun yanısıra sık sık vurguladığı sigaranın yaygınlığı ve caddelerdeki o pis kokuyla nostaljiseverlere geçmişin aslında o kadar da matah bir şey olmadığını inceden hissettiriyor.

“1958’de duman altı olmayan yer yok denecek kadar azdı.” – syf. 169

Ek olarak kitap, o dönem Amerika’sının en önemli siyasi sorunlarının başında gelen zenci-beyaz ayrımına dair çizdiği çarpıcı tabloyla da göz dolduruyor.

“Zencilerle bir sorunum yok” dedi bana. “Hayır efendim. Onları lanetleyen ben değilim, bizzat Tanrı. Sen de biliyorsundur!” – syf. 293

Kurgusal özellikleri bir yana bırakıp kitabın yapısal öğelerine gelirsek; kitabın dili yer yer mizahi öğeler de barındıran akıcı bir dil olarak tanımlanabilir. Ek olarak, döneme dair yapılması gerekli betimlemeler haricinde belirgin bir edebi derinlik taşımayan, bu nedenle de okuyucu çok yormayan bir kitap denilebilir. Kütükten hallice kalınlığına bakıp da korkmayın, kolayca okunabiliyor.

Karakter zenginliği açısından bakarsak, kitap gerçekten çok doyurucu. Tarihsel kişiliklerin yanı sıra dönemin Amerika’sında yaşayan tipik insan prototipleri ile zenginleştirilmiş başarılı bir kurgusu var ve bence sırf bu yönüyle bile takdiri hak ediyor.

Çeviri açısından ise göze çarpan belli bir eksiklik –ya da zenginlik- yok, birkaç yerde “iki seksen yere devrilmek” gibi İngilizcede olup olmadığından emin olamadığım hoş betimlemeler var, çevirmenin hakkını yememek lazım.

Söylemeden geçemeyeceğim, gazete küpürü olarak tasarlanmış ön ve arka kapaklar kitabın en başarılı olduğunu noktalardan biri, kitabı görür görmez içimden tasarımcıyı bulup tebrik etmek geldi.
"O", Altın Kitaplar

Ve son bir dip not daha, kitapta Stephen King’in 1986 yılında yayınladığı ve Türkçeye “O” adıyla çevrilmiş ünlü romanına iki-üç farklı yerde atıf var ki bu da kitabın yeniden hatırlanmasını sağlamak adına adılmış son derece zekice bir adım olarak karşımıza çıkıyor.

Özetle, 22/11/63, Stephen King’in alıştığımız eski tarzını artık neredeyse tamamen geride bıraktığını bir kez daha kanıtlayan King-dışı bir roman. King’in bu bilimkurgu sosuna batırılmış tarihsel kurgu hikayesi pek çok açıdan ortalamanın üstü olsa da –bana kalırsa- yer yer gereksiz uzatılmış ve her şeyden bir parça koyayım derken iki -hatta üç- farklı hikayenin anlatıldığı “kitap içinde kitap” kıvamına gelmiş sıradışı bir öykü. Şahsi görüşüm: klişelerle süslü aşk hikayesi sınıfta kalırken, merak yüklü bilimkurgu hikayeye ortalama, Oswald ve Kennedy ekseninde dönen tarihsel kurguya ise başarılı denilebilir. Bakalım bundan sonra Stephen King hangi eksende yoluna devam edecek?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...